KULLANICI PANELİ
PLATFORMLAR
TURUNCU MENÜ
TURUNCU LEVYE

Wolfenstein: The Old Blood İnceleme

***İnceleme yazımızdan önce Wolfenstein: The Old Blood'ın İlk 8 Dakika videosunu izlemeyi unutmayın!***

Wolfenstein serisi şüphesiz oyun dünyasının unutulmaz serilerinden bir tanesidir. Her oyuncunun bir kere ucundan oynadığı bu oyun, o yıllarda bizlere gerçek FPS deneyimini tattırmayı başarmıştı. Yıllar sonra Machine Games’in ellerinde Wolfenstein: The New Order adıyla tekrar can bulan seri, eski tadını tamamen koruyup müthiş bir yenilenme yaşamıştı.

Efsane bir seriyi nasıl yeniye uyarlarız sorusunun cevabı niteliğinde olan The New Order, yakaladığı büyük başarı ile diğer oyunların yolunu da açtı. Artık eski oyunlara neoklasik bir bakış açısıyla yaklaşmanın manası yok. Mazide kalan oyunları arzulamaktan vazgeçip, değişen ve gelişen dünyaya ayak uyduran oyunlara tahayyül etmemiz gerekiyor. Machine Games’te işte tam burada devreye giriyor. Wolfenstein denilince akla gelen o tadı, yeni nesil oynanışa yedirmeyi başarmış durumda. Kısaca nerede o eski Wolfenstein oyunları demekten vazgeçip, yeni oyunda neler olmuştu ona bakmak gerekiyor.

The New Order’da oynadığımız çetrefilli hikayenin öncesini anlatan The Old Blood, bizleri 1946 yılında Castle Wolfenstein’a götürüyor. Oldukça hoş tasarlanmış hikayesi ve barındırdığı birkaç yenilikle beğenimizi kazanmayı da başarıyor.

Hikâye

Wolfenstein: The Old Blood’ın bir DLC paketi olduğunu unutmamak gerek. Bizlere tam bir oyun deneyimi ya da anlatısı sunması beklenemez. Ancak kendisinden bekleneni çokça verdiğini söylemeliyim. Tüm hikâye iki ana bölümden oluşuyor. Birbirinden bağımsız olarak görünen iki bölüm de aslında The New Order’dan öncesini anlatıyor.

İlk bölümde ana karakterimiz B.J., önemli askeri sırları çalmak için Castle Wolfenstein’a adım atıyor. Daha sonra görevin aslında geliştirilen çok gizli bir silah üzerine olduğunu anlıyor ve onun peşinde koşmaya başlıyoruz. Yine tatlı tatlı bizlere ana görevler anlatıyor olsa da aslında William “B.J.” Blazkowicz’in geçmişi anlatılmaya çalışmış.

Diğer bölüme geçtiğimizde ise hikaye bir anda Wilhelm “Deathshead” Strasse’e dönüyor. The New Order’da başımıza açılmadık dert bırakmayan, yoldaşlarımız arasında seçim yapmaya zorlayan, hatta koca robotlara binip bize füze atan o adamın hikayesini görüyoruz. Yine başarılı bir anlatı sunulduğunu söyleyebiliriz. Anti kahraman olmaktan çok öte bile olsa General Deahtshead’e ufaktan bir ısındık bile diyebiliriz.

Seriye tekrar geri dönen Helga von Schabbs’in sırrını öğrenme peşinde oldukça hoş bir hikayenin sizleri beklediğini söyleyebiliriz. Toplamda 8 bölümden oluşan paket, yeterli görünüyor olsa bile daha uzun olmasını beklediğimi de söylemeden geçemeyeceğim.

Oynanış

Temelde farklı oynanışlar beklemek zaten hata olurdu. Wolfenstein’da gördüğümüz oynanışın aynısını Old Blood’ta da görüyoruz. Bol aksiyonun içinde üzerimize dalga dalga gelen düşmanlara karşı silahlarımızı çekiyoruz.

Bölüm tasarımlarının çok benzer olduğunu söylemeden geçmeyelim. Zaman zaman kendinizi bir déjà vu’nun içinde sanabilirsiniz. Yine de kendine has bölümler ve tasarımları oyunda görmek mümkün. Tasarım demişken oyunda yer alan küçük Easter Egg’lerden de bahsetmezsek olmaz; daha ilk bölümde Skyrim’den tanıdığımız bir kaskın raflarda duruyor oluşu, daha sonra Quake’ten hatırladığımız bir füzenin işin içine girmesi gibi çok hoş ayrıntılar barındırıyor oyun.

Yeni özelliklerin de oyuna eklendiğini görebiliyoruz. Yalnız bu özelliklerin sayısının 3 tane olduğunun da altını çizelim. Ayrıca kişisel olarak yeni gelen özellikler yerine ağaçtan alışık olduğum özellikleri seçmek daha kolayıma geldi. Çoğu oyuncunun da öyle yaptığını düşünmekteyim.

Tüm bunlarla birlikte oyuna eklenen borular da önemli bir yer teşkil ediyor. Özellikle gizlenerek gitmek zorunda kaldığınız yerlerde ya da farklı bir çizgide oynamak istediğinizde boruların oldukça yardımı dokunuyor. Keşke ilk oyunda da olsaymış dediğimiz yegane eklentilerden bir tanesi kendisi.

Grafikler

Wolfenstein: The New Order ile aynı grafik motoru kullanılarak geliştirildi The Old Blood, o yüzden çok bir farklılık beklememek lazım. Ana oyunda gördüğümüz aynı sorunlar ve göze hoş gelmeyen durumlar DLC paketinde de görünmeye devam ediyor. Genel itibariyle tatmin edici dememiz gerek sanırım. 

Kaplama kalitesinde yaşanan sorunlar herkes tarafından biliniyor artık. Bunu göz ardı ettiğimiz karşımıza yine de güzel bir görüntü çıkıyor. Ancak bunu eklediğimiz zaman böylesine bir oyundan beklediğimiz bir sonuç ortaya çıkıyor. Aynı grafik motorunun kullanılması sebebiyle de yaşanan kaplama sorunlarına bir çözüm bulunamamış durumda.

Karar

Sonuç olarak bir DLC paketinin vermesi gereken her şeyi veriyor The Old Blood. Oldukça başarılı bir hikaye, göze hoş gelen grafikler, yeteri kadar yenilik ve bol aksiyon. Tek başına satılıyor olması ise büyük avantaj. The New Order zevkini yaşamamış biriyseniz kesinlikle alıp, oynamanızı tavsiye ediyoruz. 

Yorumlar

OYUNUN ARTI YÖNLERİ

  • Hikaye
  • Oynanış
  • Fiyat

OYUNUN EKSİ YÖNLERİ

  • Grafikler
  • Oyun süresi
inceleme puanı
7.9
  • Grafik: 7.0/10
  • Ses / Müzik: 8.0/10
  • Hikaye / Atmosfer: 9.0/10
  • Oynanabilirlik: 8.0/10
kullanıcı puanı

1 KULLANICININ OYU

8.0
  • Puan verebilmek için giriş yapmalısınız.