KULLANICI PANELİ
PLATFORMLAR
TURUNCU MENÜ
TURUNCU LEVYE

Assassin's Creed Chronicles: India İnceleme

Assassin's Creed Chronicles: India (bundan sonra ACC: India olarak bahsedersem hem sizin için hem benim için iyi olacak!), Ubisoft'un 2.5 boyutlu mini platform serisinde ikinci oyun olarak belki de Assassin's Creed'in saf gizlilik türüne en yakın olduğu oyun olabilir. Hareket özgürlüğünü hissettiğiniz, platform türünü ne kadar özlediğinizi ve gizliliğin de bu formüle ne kadar yakıştığını gösteren bir macera. Hatta ACC serisi ikinci oyunuyla zafer yolunda sadece gizliliği tercih edenler için mükemmel bir ton yakalamış olabilir, ancak bunun bedeli de ACC'nin ilk oyunu China'da görüp takdir ettiğimiz dengeyi sarsıp India'yı bir adım geriye çekmiş.

Hindistan'ın sömürge dönemlerinde geçen Chronicles India'da Arbaaz Mir isimli Keşmirli bir Assassin'i oynuyoruz ve AC evreninin devasa hikaye örgüsüne ufacık bir bakış atsanız dahi kendinizi lisede baygınlık geçirdiğiniz tarih derslerinde hissedeceğiniz bütünlüğün aksine ACC: India'da son derece sığ bir hikaye görüyoruz. Basitçe Arbaaz'ın aşk hayatı ve "haftanın gizemli eşyası" Koh-i-Noor elması arasında gidip geliyoruz. Basitçe dediğime bakmayın, oyunun tüm konusu ciddi anlamda bundan ibaret.

Ancak siz de benim gibi Chronicles serisine akrobasi ve muhteşem sanat çizimleri için uğruyorsanız yukarıda bahsettiğim hikaye detayları canınızı sıkmayacak, çünkü Çin'den sonra Hindistan'ın görselleri ve özellikle de renkleri gerçekten harika. Arka planda süzülen manzaralar ve Hindistan'a özgü motiflerle Ubi'nin ciddi bir el işi dersi verdiğini söyleyebiliriz. Adamların sanat yönetmenine saygım bir kez daha arttı diyebilirim. Bunun dışında ACC: India'da yer alanlar ise maalesef gitgide seviyeyi düşüren şeyler olacak.

Aslında bir bakıma bulmaca içinde koşuşturduğunuz bir parkurdasınız diyebiliriz; evet, Chronicles India'nın odaklandığı şey kesinlikle bu. Arbaaz'ın yeteneklerine tabii ki diyecek yok, parkur anlamında tatmin olacak, oradan oraya koştururken bir yandan kahvenizi yudumlayacaksınız. Tabii arkanızda koşturan azmış bir fil varken çok da rahata veremiyorsunuz (böyle bir sahne daima olmalı çünkü). Ancak oynaması en eğlenceli bölümler gerçekten özgürce hareket edip, atlayıp zıpladığınız bölümler. Kendi başına olduğu zaman gizlilik numaraları da tamam, bir ıslığın ardından hemen öteki pencereye atlayıp aval aval bakan korumadan bir şeyler çalabiliyorsunuz. Ancak gizlilik ve parkur özgürlüğünün birleştiği noktada Chronicles India ne yapacağını bilemeyen bir bebek gibi etrafa bakıp ağlamaya başlıyor. Cidden yapıyor bunu.

İkisinin bir olduğu zamanlar, ki bu zamanlar oldukça fazla, oyun ilerleyişinizi baltalamak için elinden geleni yapıyor gibi. Korumalarla dolu bir bölümü nasıl geçeceğinizi kestirmek adına duraklayıp plan yapmanıza hiçbir şey demiyorum, bunun zaten olması gerekiyor. Ancak India'nın diğer gizlilik oyunları gibi sizi yakalanma korkusu ile strese sokan bir yapısı yok, ve her seferinde dene yanıl yöntemiyle tekrar tekrar aynı yerleri oynamak bir süre sonra can sıkıyor. Üstelik bu durum hiç gelişmiyor, oyunun ilk bölgesiyle son bölümdeki koruma sürüsünde izleyeceğiniz yol yine aynı. Bu konuda yapay zeka her ne kadar aptal olsa da gizliliği tercih etmek zorunda olduğunuz için küçücük yerler için uzun zamanlar harcayabiliyorsunuz.

Aynı zamanda bu "hadi bakalım şimdi nasıl geçeceğim" yerleri adına söyleyeceğim bir şey daha var; oyun sizi gizliliğe zorluyor! ACC: India'nın China'ya göre daha fazla assassinate elementi olduğu ve speed kill gibi mekaniklerin de gelişmiş olduğunu kabul etmeme rağmen ufak bir aksiyondan kimsenin canı yanmazdı diye düşünüyorum. Zira korumalara karşı gireceğiniz savaşlardan canlı çıkmanıza ihtimal yok diyebilirim. Ya assassinate ettiniz, ya da öldünüz. Sizi gördükleri an China'dan bile daha kesin olan bir savaş sistemine geçiyor ve saniyelik hareketler sebebiyle ölebiliyorsunuz. Çoğu yerde en az 2 korumanın arka arkaya takıldığını düşünürsek aksiyonu tercih etme şansınız hiçbir zaman olmuyor. Oyun bildiğin sizi aksiyonu seçtiğiniz için cezalandırıyor. Bunu ben nedense sevmedim. Gizlilik üzerine olabilir, ama oyunun başlarda bana öğrettiği bir sürü dövüşme numarasını da kullanmak isterdim yani, tek yemek istemezdim. Üzülüyorum yahu üzülüyorum, anlıyor musun?!

Kontroller konusunda India, China'dan bir adım ötede. Ancak hala başarılı değil. Özellikle birilerini öldürmem gerektiği anda Arbaaz'ın tutunacağı yerde alakasız yerlere zıplaması o kadar hoşuma gidiyor ki oyunu kapıyorum. Başka nesnelerle etkileşim (düşmanlar dahil) alanı o kadar garip kodlanmış ki kontrol şeması dahilinde çoğu zaman o "A" tuşuna basamıyorsunuz. Ya da basıyorsunuz, ama Arbaaz onu hadi madem zıplayayım olarak algılıyor. Aslında bunun bir bakıma oyuna zorluk kattığını düşünebilir miyiz? Olabilir.

Genel olarak ACC: India basit fikirlerle ve sevgi dolu sanat çizimleriyle süslenmiş bir platform oyunu. China'nın üzerine bir şeyler koyabildiğini söyleyemeyiz, ancak çabaladığı apaçık ortada. Sadece birden fazla parçanın bir arada işlemediğini görüyorum. Yeni şeyler denerken eldekileri zedelemek Ubisoft'un her zaman yaptığı bir şey oldu, ama en azından bunu Chronicles serisinde görmemeyi dilerdim.

Eğer gizlilik/platform adına gözünüzü doyuracak bir Assassin's Creed oyunu isterseniz Chronicles China'yı oynayın. Ha onu bitirdiyseniz ve India'yı merak ediyorsanız oluur, oynayın yani. Sadece China sizi daha çok mutlu edecektir diye düşünüyorum.

Yorumlar

OYUNUN ARTI YÖNLERİ

  • +Muhteşem sanat tasarımları!
  • +Hareket animasyonları (60FPS Master Race!)
  • +AC serisi adına komple farklı bir dönem, Hindistan

OYUNUN EKSİ YÖNLERİ

  • -Savaşırsan cezalandıran sistem
  • -Kağıt inceliğinde bir senaryo
  • -Tam oturmamış kontroller
inceleme puanı
6.5
  • Grafik: 7.0/10
  • Ses / Müzik: 6.0/10
  • Hikaye / Atmosfer: 5.0/10
  • Oynanabilirlik: 7.0/10
kullanıcı puanı

1 KULLANICININ OYU

7.0
  • Puan verebilmek için giriş yapmalısınız.